DAO

Hepimizin bildiği gibi evren bütün varlıkları ile birlikte sürekli olarak değişim ve dönüşüme uğrar. Yoğun düzeyden görece seyreltik düzeylere ve belirsizliğin egemen olduğu yokluk haline, buradan da çeşitli yoğunluk ve titreşimlerde yine varoluş sahnesine doğru sürekli akış olur. Günümüzün fizik bilimi diliyle anlatırsak, evrene, kaostan olasılık dalgalarına kozmik ışımaya, atomaltı parçacıklara, atom ve moleküllere, yıldız sistemleri, bulutsular ve gökadalara kadar uzanan bir varoluş çeşitliliği egemendir. Gerçekte bomboş olmayan “uzay boşluğu”nda pek kısa ömürlü birtakım parçacıklar sürekli olarak birbirlerine dönüşüp dururlar. Görünür evren görünmeyen ile danseder. Madde ve enerji sürekli olarak birbirlerine dönüşür. Peki, bu devinimi sağlayan nedir?

Gök dinlerinin ortak inancına göre Yaradan bütün evreni yokluktan yaratıp düzeni ortaya koyar. Çin evren doğumu ve bilimi ise bütün evrenin değişim ve dönüşüm içinde olduğunu ileri sürer. Bütün varlıklar yokluktan çıkıp yine yokluğa döner ve yeniden şekillenirler, bu böyle sürüp gider. Çin uygarlığını derinden etkilemiş olan büyük düşünce akımlardan Daoculuk ise aynı görüşü paylaşır ve evreni dao adını verdiği esprinin değişim ve dönüşüme uğrattığını söyler.

Dao varolmanın en yüce halidir, kusursuzdur, kişilik nitelikleri yoktur; ölçülemez, sonsuzdur. Hiçbir şeyden kaynaklanmaksızın varoluşun kaynağı olur. Daoculuk’un babası sayılan Lao-tsı’ya göre, dao en uygun biçimde “adsız” olarak adlandırılabilir, çünkü onun hakkında söylenilecek herhangi bir şey kapsamını daraltır. Var olmadığını söylemek, dao ile dolu olan çeşitliliği, çok renkliliği dışlamak olur. Demek ki, ikici sınıflandırmalara bir son vermek gerekir. Aşağıdaki satırlarda sözcüklerin sınırlılığına karşın daonun sınırsızlığı anlatılıyor:
“Anlatılmaya çalışılan dao asıl dao değildir.
Ad verilmeksizin göğün ve yerin kaynağı, ad verilerek bütün varlıkların anası olur.
Varlığı aşanlar özünü, varlığa bağlananlar yüzünü görür.
Bunlar aynı kökendendir, ayrılınca ad alır, birleşince sır olur.
Sırların sırrı sayısız mucizenin çıktığı kapıdır.”

Dao büyük boşluktur (taişü), bölünemez boşluk ve saf ruh özelliğiyle evrene analık eder. Sınırsız olanağı barındıran büyük boşluk bölünüp farklılaşmadığı için hiçbir özelliği belirginleşmemiştir. O kendiliğinden vardır, zihinlerde hiçbir şekilde canlandırılamaz. İlk Daocu eser olan Yol ve Erdem Klasiği’nin onbirinci bölümü boşluğu şöyle anlatır:
“Otuz çubuk tekerin göbeğinde buluşur,
Ama tekeri döndürüp arabayı yürüten göbekteki boşluktur.
Topraktan çömlek yapılır, çömleği kullanışlı kılan içindeki boşluktur.
Ev yapılırken kapı ve pencereler açılır, meydana gelen boşluk evi kullanışlı kılar.
Bu yüzden varlık yarar, yokluk kullanılabilirlik getirir.”

Dao insanın sınırlı görüşüyle, uyumlu düzenin kaynağı olan göktür. Dao yer ve göğün anasıdır, onun beslemediği hiçbir şey varolamaz, boşluk olmama özelliğiyle her şeye nüfuz edip bin bir varlığı ortaya çıkarır, korur, bakar. Ona, kadim temel ve evrenin yaratıcı gücü (taiçi) de denir. Hiçbir zihniyet taşımaz, niyeti, amacı, ödüllendirilme ve beğenilme beklentisi yoktur, ama her varlığı tam yetkinlik ve bütünlükle doldurur ve en küçük tohum içinde bile bulunur. Su gibi yumuşak olmak onun tarzıdır. Daha çok derin bir uçurum gibi karanlık olmasına karşın parıldar.

Dao imgesi eski Çin’de doğa gözlemleri ve doğaya benzeme girişimlerinden doğdu. Doğanın sürekli bir akış içinde olduğu ve bu akışın döngüsel olduğu, ürünün ve talihin doğaya bağlı olduğu ve onun tarafından belirlendiği görüldü. Dao tai yidir (büyük değiştirici), döngüler biçiminde cereyan eden ve sonu gelmeyen değişim devinimlerini ve birbirlerini doğuran karşıtları anlatır; gün geceye, gece güne, yaz kışa, kış yaza, dönüşür... Daoculuk, yapısı içinde kendisinden daha uzun geçmişi olan, değişim ve dönüşümleri anlatan yin-yang öğretisini barındırır.

İnsan ve doğa aynı kanunlara uyar. Dao doğanın döngüsel akışı içinde insanı evrene bağlar, ancak bütün varlıklar bir körleşme sonucunda daodan ayrı gibi görünürler. Dolayısıyla uyumlu bütünlüğü aramayı erdem sayan Çinliler atasözlerinden birinde bunu dile getirirler: “Her şey dao ile uyum içinde olsun.” Yol ya da patika olarak Türkçeye uyarlanırsa, dao doğal gidişi, evrenin sonsuz ritmini ve insanın gelişmesini yansıtır. Dao bir varoluş ereği olarak yer, gök ve insanın yolunu, ilke olarak ruhsal dengeden, ılımlılıktan kaynaklanan bir bütünlüğü, aralarında etkileşen karşıtların uyumlu birleşmesini anlatır.

 

Daoculuk

Uygarlık tarihi boyunca Çin’i, M.S. 1. yüzyılda Hindistan’dan gelen Budacılık, milâttan önce de kendi kültürleri içinde doğup gelişmiş olan Konfüçyüsçülük ve Daoculuk derinden etkiledi. Budacılık Hindistan’daki biçimiyle kalamadı, Çin düşüncesi ve uygarlığı içinde yoğurularak değişikliğe uğradı. Konfüçyüsçülük eski gelenek ve töreleri canlandırıp uygulamayı, kişilerin karakter ve ahlâklarını geliştirmeyi hedeflerken Daoculuk uyumu ve esini doğada aramayı vurguladı ve girişim (eylem) ağırlıklı bir yaşama biçiminin erdeme ters düştüğünü söyledi. Bu öğretiler ileriki dönemlerde birbirlerini karşılıklı etkileyerek değişimlere uğrattılar.

Felsefî ya da Bilimsel Daoculuk’un kurucusu olan Lao-tsı M.Ö. 604 - 531 yılları arasında yaşadı. Kendisine, bir erik ağacının altında doğduğu için asıl adıyla Li Ir Tan denildi. Li Ir Tan bir söylenceye göre ak saçlı ve sakallı doğduğu için yaşlı usta anlamına gelen Lao-tsı adıyla anıldı. Lao-tsı kütüphane memurluğu yaptığı Çu Hanedanlığı döneminde çıkan ve Çin’de felsefe etkinliklerine hız veren Eyalet Savaşları döneminin (M.Ö. 770 - 221) huzursuzluğu ve yıkıcılığına tanık oldu. Görevini bıraktıktan sonra bir münzevi olarak batı Çin’e doğru yola çıktı, sınır kapısında kendisini tanıyan koruyucunun isteği üzerine öğretisini yazıp Çin’den ayrıldı ve bir daha kendisinden haber alınamadı. Onu bir boğanın sırtında batıya doğru yol alırken gösteren çizimler vardır. Ölümsüzlüğe erişip sırrını Buda’ya ilettiği söylenir. Beş bin karakter kullanarak kaleme aldığı Dao Dı Cing (Yol ve Erdem Klasiği) adlı iki bölümlük kitabında “yol”u, erdemi, “yol”u izleyen insanı, erdemli yönetici ve yönetimi güzel bir dille anlattı, savaşı, yarışı, kibiri yerdi. İletileri bugün hâlâ değerli, çarpıcı ve geçerlidir.

Lao-tsı

- Lao-tsı -

Yol ve Erdem Klasiği Daoculuk’un ruhunu yansıtan ilk örnek yapıt değildir. Lao-tsı Yol ve Erdem Klasiği’ni hazırlarken öncüllerinin daha eski zamanlarda yazmış oldukları bilgeliklerden etkilendi. Özellikle Yi Cing ve Yin Fu Cing adlı klasikler Lao-tsı’ya büyük esin kaynağı oldu. Yi Cing, Değişim ve Dönüşümler Klasiği, Yin Fu Cing ise Sırlar Klasiği ya da Gizli Tümleyiciler Klasiğidir. Yi Cing, yazarı ve yazılış tarihi bilinmeyen Yin Fu Cing ve benzerleri Daoculuk’un geçmişini tarihin derinliklerine kadar götürür.

Lao-tsı ve ardılı Çuang-tsı bir yaşama üslubu olarak Daoculuk’un yalnızca yaşama üslubu yanına değinmediler, dao ile uyumlu bir yaşam sürmede soluma (yaşam enerjisi) düzenlemenin önemini görüp vurguladılar. Çigongun tarihsel gelişiminde Daoculuk’un büyük payı oldu. Daoculuk, çigong alanında Budacılık’tan etkilendiyse de, kendi kuramı ve uygulamalarını geliştirip belli başlı çigong okullarının arasına girdi.

Daoculuk felsefî (bilimsel) okuldan sonra Sağlık, Ölümsüzlük, Dinsel Daoculuk (Tapınak Daoculuk'u) gibi okullarda yaşatıldı. Sağlık okulu zihin-bedensel uygulamaları öğretirken ölümsüzlük okulu önce dışa sonra içe özgü simya anlayışlarıyla ölümsüzlüğü hedefledi. Dış simya anlayışı insanı ölümsüzlüğe götürecek olan maddelerin dış dünyada bulunduğunu varsaydı ve ölümsüzlük otu, iksiri, taşı gibi varlıkların arayışına girdi. Bu girişimlerin bir sonuca ulaşmaması iç simya anlayışının doğmasına yol açtı. Bu anlayış, insanın ölümsüzlüğü kendi bedeni içinde, özel alanlarda enerji bedenleri yaratarak bulabileceğini ileri sürdü. Bu yolla ölümsüzlüğün yakalanıp yakalanmadığı bilinmiyor, ancak deney ve gözlemler bu tür içe özgü çalışmaların bağışıklığı güçlendirip ömrü uzattığını kuşkuya yer bırakmaksızın göstermekteler. İç simya anlayışı özellikle içe özgü çalışmaları geliştirerek çigongun ilerlemesine büyük katkılarda bulundu. Daoculuk son olarak tanrılarla iç içe olan ve bir takım dinsel uygulamalar içeren bir tarz yaratıp kurumlaştı ve Tapınak Daoculuk'una dönüştü.

Sekiz Ölümsüz

- Sekiz Ölümsüz -

Uygulamalarında her ne kadar dualar, ritüeller, büyülü sözler, politik ve askeri stratejik icraatlere yer verdiyse de, Daoculuk’un asıl katkısı insanın içrek yaşamına oldu. Yokluk, eylemsizlik, dış ve iç simya okullarının hepsi de, insanın, dünyayı anlamadan önce kendisini anlaması gerektiğine işaret ettiler. Bu yüzden meditasyon yapmak Daocu uygulamaların özel önemi olan bir parçası oldu.

Yaşam enerjisi beş duyunun olağan algılamasıyla çoğunlukla değerlendirilemeden yitirilir. Meditasyonda dikkat toplayarak yaşam enerjisini yönlendirme öğrenilir. Daocu meditasyonda yaşam enerjisi iki büyük kanala yöneltilir: Yönetici kanal (du may) omurganın tabanından (kuyruk sokumu) başlayıp yükselir ve başın üzerinden geçerek üst dudağın içinde son bulur; hizmet kanalı (rın may) alt dudaktan başlayıp apış arasına kadar iner. Bu iki kanalda enerji dolaştırma meditasyonu “küçük gök döngüsü” olarak bilinir. Küçük gök döngüsü başarıldıktan sonra kol ve bacaklardaki kanalları da içine alan büyük gök döngüsü meditasyonu yapılır. Böylece ana kanallardaki enerji akımı uyarılıp yayılmaya hazır duruma gelir.